21 Eylül 2013 Cumartesi

Lale bahçesi

Bir değerlendirme
Dört yaşını henüz doldurmak üzere olan torunumla anaokuluna yeniden başladık.
Geçen yıl ilk tecrübemiz kısa sürmüştü.
Bir yıl kadar önce okullu olmaya karar verdiğimizde, altı farklı anaokulunu ziyaret etmiş ve birinin uygun olduğunu düşünmüştük.
Seçtiğimiz okulda toplam altı gün yarımşar öğlene kadar kalmıştık.
Okula yeni başlayan çocuklardaki ortak endişeleri, güven eksikliği duygularını biz de
 yaşamıştık. Torunumun o zaman yaşadıkları beni de etkilemişti. Çocuğun okulda yalnız kalma endişesini anlamaya çalışarak, o dönem (üç yaş) için okullu olmanın erken olduğunu değerlendirmiştik.
Aradan geçen bir yıl süreden sonra hem fizik olarak, hem de duygusal bakımdan çocuğumuzun daha olgun olduğunu hisseder olduk.
Bu sene  “Lale Bahçesi”nde tekrar okullu olmaya karar verdik.
Devam edebileceğimizi düşünüyoruz.
İlk hafta okulda geçen başlangıç günlerimizi paylaşmak istiyoruz.

Birinci gün: Sabahtan okullu olmanın heyecanı ile güle oynaya okula gittik. Annemiz o gün izinliydi. Diğer çocukların anneleri de gelmişlerdi. Diğer yakınları gelenler de vardı.  Anneleriyle birlikte olunan saatlerde sorun çıkmadı. Annelerin yavaş yavaş ayrılmaya başladığı saatlerde bilindik sahneleri görmeye başladık. Anne-babasından ayrılmak istemeyen çocukların ağlama sesleri zaman geçtikçe önce sessizliğe, sonraları öğretmenleriyle birlikte söylenen şarkılara ve arkasından oyun seslerine dönüştü.
Bizim tablomuz ise biraz farklıydı.
Geçen yıl başladığımız anaokulunda, yöneticilerin “bırakın gidin, önce biraz ağlarlar, sonra alışırlar” tavsiyelerine rağmen çocuğa ayrılmayacağımı, okulun hemen dışında bekleyeceğimi ifade etmem çocuk için yeterli olmamıştı.  Güven duygusu uyandıramadığımız için okulu bırakmıştık.
Bu sene aynı hatayı yapmama kararlılığındaydım.
“Lale Bahçesi Anaokulu”nun bahçesinde anne-babaların beklemesi uygun alan var. Torunuma bahçenin neresinde bekleyeceğimi göstermiştim. İstediği zaman beni orada bulabilecekti. Küçük birkaç denemeden sonra çocuk razı olmuştu. Nitekim verilen aralarda veya öğretmenleriyle birlikte oyun için bahçeye çıktıklarında beni karşısında görünce güven duygusu artmıştı. Gün sonunda; “… dede, sen buradan hiç ayrılmadın değil mi?” sorusunu da ihmal etmemişti. Birinci gün okulda öğlene kadar kaldık. Eve dönüş yolunda okulda yapılanları anlatıyor, ertesi günle ilgili olarak yapacaklarından bahsediyordu. İkimiz de mutluyduk. Dede olarak ertesi sabahın problemsiz olmayacağı düşünüyordum.

İkinci gün: Torunumu ben götürecektim. Annemiz her sabah olduğu gibi işine gidecek, biz ise dedenin evine gitmek yerine, her zamankinden farklı olarak bu sefer anaokuluna gidecektik.  Her sabah yaptığım gibi kapıyı tıklattım. Çocuğun uyuyor olabileceği ihtimaline karşı sessiz olmaya özen gösteriyordum. Kapıyı torunum açtı. Yarı ağlamaklı sesle “okula gitmeyceem”  sızlanmalarıyla karşılaştım. “Tamam kızım, dedesinin tontoşu …..” diyerek ortalığın sakinleşmesine çalıştım. Öncelikle anneden ayrılma sıkıntımızın giderilmesine özen göstermeye çalıştım. Annemizi gönderdikten sonra yarım saat kadar daha evde kalmaya devam ettik. Önce yakındaki parka, sonra okul bahçesindeki oyun bahçesine gitmeye razı olduk. Çocuğun bir şartı vardı. İçeri girmeyecektik. Öğretmen de yanımıza gelmeyecekti. Sadece okul bahçesindeki çocuk oyun parkında oynayacaktık. Öğretmenlerimize haber yollayarak istediğimiz zaman içeri gireceğimizi bildirdik. Bize müdahale etmeyeceklerdi. Okul bahçesinde iki saate yakın kaldık. Bir ara bizi tanıyan bir anne “çocuklara çukulatalı simit dağıtıldığını” haber verince bir anda içeri girdik. Beklenmedik şekilde diğer çocuklara karışmıştık. Üç saat kadar sonra torunum “gülen yüz” çizili ellerini gösteriyordu. Gülen yüzlerden birisi kahvaltısını edenlere, diğeri ise uslu duranlara verilmişti. Hayatından memnun olduğu anlaşılıyordu. Yeni şarkılar ve oyunlar öğrenmişlerdi. Öğlen yemeğini arkadaşlarımızla yemiştik. İlk günler deneme amaçlı yarım gün gidecektik. Öyle yaptık. Eve döndüğümüzde öğleden sonra uykumuza daldık.

Üçüncü gün: Sabah “okula gitmeyceem”  sızlanmaları tekrarlandı. Önce annemizden ayrılma sahnesini oyuna çevirme gayreti, sonrasında giyinerek yakındaki parka ve sonuçta okula kadar geldik. Okul bahçesinde oynarken, sınıfımız bakan iki öğretmenden biri çocuğu ikna etmek amaçlı birkaç söz söyleyince çocuk salıncağı bırakarak kucağıma sığındı. Çocuk kucağımda öğretmen yanımızdaki bankta; kendi aramızda havadan sudan konuşurken çocuğun gevşediğini gören öğretmen bir hamle yaparak çocuğu kucakladı ve ağlamasına bakmadan içeri götürdü. Bir anda şaşırmıştım. Öğretmenimize ngel olmaya kalksam uygun olmayacaktı. Biraz sonra okul personeli çocuğun diğer arkadaşları ile uyum içinde oradaki kahvaltıya ve diğer faaliyetlere katıldığı haberini getirdi. Çocuğun rızası olmadan götürülmesinden rahatsız olmuştum. Çocuk alışıncaya kadar okul bahçesinde kalmayı planlamıştık. Kendi isteği ile sınıfına çıkmasını bekleyecektim.
Girişteki görevliye okul müdürü ile görüşmek istediğimi bildirdim. Öğretmenler ve görevli personel gibi okul müdiresi de kendilerinden beklenen nezaket ve olgunluk içinde bizlere güven veriyorlar. Müdire Hanım’a bir önceki sene yaşadığımız okul tecrübesini anlattım. Lale Bahçesi’ni seçerken karar vermemize neden olan ayrıntıları paylaştım. Sıra ne beklediğime geldi. Çocuğumuzun güven duygusu sarsılmamalıydı. Bu nedenle alışıncaya kadar okula torunumla birlikte geleceğimizi, o isteyinceye kadar bahçede oynayacağımız, bu arada sınıf arkadaşlarının yanına gitmesi için uygun fırsat çıkmasını bekleyeceğimi ifade ettim.  Biraz önce yaşadığımız gibi çocuğun kendi rızası dışında götürülmesini uygun bulmadığımı, sabırla sonuç almayı tercih ettiğimi, kısa süre sonra kendiliğimizden okula gelmeye istekli olabileceğimizi ifade etmeye çalıştım. Okula gelen diğer çocukların anne-babalarının çoğunlukla işe yetişme çabası içinde olduklarını vurguladım. Diğer ebeveynlerin vakit kaybetmeden çocuklarını teslim etme sıkıntılarının anlayışla karşılanması gerektiğini, ancak bizim işe yetişme problemimiz olmadığını, vaktimi torunuma ayırdığımı belirttim. Müdire Hanım’la benzer düşünceleri paylaştığımı anlamak beni rahatlatmıştı. Öğleni biraz geçe yemek yenmiş, oyun oynamak üzere dışarı çıkılmıştı. Çocukların o anki davranışlarına bakarak okula alışma döneminin tamamlandığı yanılgısına düşebilirsiniz.
İlk günlerin izlenimi şu şekildeydi; alışıncaya kadar, sabahları okula gitme travmaları yaşanacak, gün sonunda ise mutlu yüzlerle karşılaşacaktık.

Dördüncü gün: Hafta başından itibaren yaşadıklarımız tekrarlandı. Ancak mızıldanmamız kısa sürmüştü. “Hadi gidelim“ talebi bu sefer torunumdan gelmişti.  Okul bahçesine kadar geldik. Bazen kendi başımıza, bazen yeni gelen çocuklarla birlikte oynadık. Bir ara tuvalete gitmemiz gerekti.  “Bak dede, tuvaletimizi yapıp, hemen dönecez, di mi?” sorusuna olumlu cevap verdim. Dönmeyi garanti altına alarak içeri girdik. Dışarı çıktığımıza tekrar oyuna daldık. Biraz sonra iki öğretmenimizden biri yanımıza geldi. Bizi tekrar kucaklayarak içeri götürebilir endişemiz kısa sürmüştü. Öğretmen düşüncelerimiz bildiğinden sadece yanımızda oturuyor, sohbet ediyorduk. Sabah kahvaltı etmeden okula geldiğimizden karnımız acıkmıştı. Kahvaltıda işimize gelen yiyecekler olduğunu duyunca, birlikte içeri gitmeye razı olduk. Çocukların boyları ile uyumlu minik sandalyelere birlikte oturduk. Kahvaltımızı yaparken öğretmen sınıfta yapılmakta olanları anlatmaya başladı. “İstersen sen arkadaşlarına bir bak, ben burada bekleyeyim “ dedim. Torunum hemen ayağa kalktı “dede, sen bahçede bekle” diyerek öğretmenle birlikte sınıfına gitti.
Öğlen yemeği sonrasında çocuklar dışarı çıktıklarında, torunum beni her zamanki yerimde buldu. Neşe içinde yaptıklarını anlattı. “Dede, sen buradan hiç ayrılmadın mı?” sorusu tekrarlandı. Geçen yıldan farklı olarak güven eksikliği sorununu aştığımız düşündüm. Uyum konusunda mesafe aldığımızı hissettim. Sınıfın iki öğretmenini beğendiğimi, çocuklarla duygusal bağ kurmayı başardıklarını söyleyebilirim. Bahçeye çıktıklarında, artık torunumla doğrudan göz temasını kesecek kadar binanın yan tarafına geçiyorum. Dördüncü gün okulda tam gün kalmaya karar vermiştik. Oyun bitiminde öğretmen çocukları içeri alırken torunumun “dedem nerede?” diye seslendiğini duydum. Bulunduğum yerden ayrılmadan, başımı uzatarak “buradayııım” diyerek cevap verdim. Çocuk gülümseyerek diğer çocuklara karıştı ve servis saatine kadar okulda kaldık.

Beşinci gün ara verdik.

İkinci haftanın ilk günlerinde alışma sürecini henüz tamamlamadığımızı söylemeliyim. Eskisi gibi sabah sızlanmalarımız uzun sürmüyor. Ancak okula geldiğimizde ağlayan, endişe ve korku dolu bakışlarla sızlananların diğer çocukları olumsuz etkilediğini biliyoruz. Yapacak çok şey yok. Giderek alışacağımızı düşünüyorum. Her gün okula gelerek alışkanlık kazanmaya başladığımızı düşünüyorum.

Okula dışarıdan bakan biri olarak gözlemlerimi paylaşmak isterim:
-Sınıfların iki öğretmenli olmasını olumlu buluyorum. İki öğretmen duruma daha kolay hakim oluyorlar.
-Sabah okula gelen çocukların tamamına yakınında ortak görülen tablo; ağlamaklı-korku dolu yüzler, endişeli bakışlar. Çocuklar anne-babalarından ayrılmak istemiyorlar. Anne-babaların bir kısmı işlerine yetişmek zorundalar. Bazen iki saat çocuğunu ikna etmek için uğraşanlar var. Sonuçta anne-babasının bacaklarına sarılan çocuklar öğretmen tarafından neredeyse koparılarak içeri alınıyorlar. Bu durum sadece içeri alınan çocuğu değil, aynı zamanda bu duruma şahit olan yetişkinleri de yaralıyor. Kişisel düşüncem; içeri korku içinde, çaresizlik çığlıkları ile alınan çocuklar kalıcı zararlar görüyorlar. Anne-baba işine yetişmek zorundaysa süreci uzatmamalı. Okul girişinde tereddüt göstermeden çocuğu öğretmenine teslim edip ayrılmalı. İnsanın içini acıtan bu ayrılık manzaralarında sürecin uzaması yaşanan travmanın şiddetini artırabiliyor. Sihirli bir değnekle çözüm bulunmasını beklemediğimizi ifade edebiliriz.  Zamana ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.
-Öğretmenlerin çocukları kucaklayıp anne babalarından uzaklaştırması yerine başka formül bulunabilir mi? Çocuğun sınıf öğretmeninin bu rolü üstlenmesi doğru mu? Sorgulanmalı.
-Ders aralarında dışarı çıkarılan çocukların kıyafetleri ince kalabiliyor. Sıcak ortamdan dışarı çıkışlarda daha tedbirli olunmasına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Çocuklar üşütüyor olabilirler.
-“Kurt Baba Oyunu” ve öğretmenlerin çocuklarıyla kurduğu duygusal bağ güven verici…
-Çocuklarımız; okulda öğrendikleri şarkıları (ellerim tombik tombik…..,) ve tekerlemeleri, kağıt üzerine yaptıklarını, oyunlarını evde anlatıyorlar.
-Okul bahçesinde beklerken ebeveynlere yapılan çay-yiyecek ikramları ve bütün çalışanların içten davranışları memnuniyet verici.
-Anne-babalar arasında; çocuklarını bırakırken duygusal şiddet uygulayanlar çıkabiliyor. Okul idaresi ne yapabilir?

Yukarıda yazılanlar ilk günlerin doğal tablosu olarak değerlendirilmelidir.

Olumsuzluk anlamında (nazar boncuğu olması için) ne söyleyebiliriz?
Müdire Hanım’ın odasındaki makam masası ışığı arkadan alıyor. Işık yandan gelecek şekilde masa döndürülse, hem makamda oturanın masa üstünü görmesi kolaylaşacak, hem de Müdire Hanım’la görüşenler pencereden gelen ışıktan daha az rahatsız olacaklar. Mevcut hali ile karşı pencereden gelen ışık Müdire Hanım’la görüşenlerin gözünü alıyor.
Sonuç; ”Lale Bahçesi”ni seviyoruz.

1 yorum: